navigation


*

kimse bilmez o kızı;
bir ben bilirim, nasıl da gülemez.
hoş siz de bilirsiniz ya,
ben bir başka bilirim.


*

olmasın isterdi
başında sevdası
ki taşı çatlatırdı beklemenin böylesi
bir de hiç büyümesin isterdi
küçük bir kızken
saksıdaki menekşesi,
menekşeler bilmezdi hem
büyüdükçe küçülmek de insanlığın getirisi.


bilirim ki vakit bu vakit değil; kırdığımız yerden kırılıyor, kırıldığımız yerden yarımcamış tomurcuklar filiz veriyoruz.


"ruhumuz acıyor matmazel, sevecen yanlarımızdan gömdüler canlı canlı, yarı belimize kadar toprağa."

Derdim Başka

Sanma ki derdim güneşten ötürü; 
Ne çıkar bahar geldiyse? 
Bademler çiçek açtıysa? 
Ucunda ölüm yok ya. 
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten 
Güneşle gelecek ölümden 
Ben ki her nisan bir yaş daha genç, 
Her bahar biraz daha aşığım; 
Korkar mıyım? 
Ah, dostum, derdim başka…

-O. Veli


öyle ki

ne vakit düşüyorsun aklıma

o vakit üçe katlanıyor kederim

-bu da nesi?- 

kahve fallarını kovalıyorum çaresiz gibi,

sırlı bir gümüş perdeye karşı

yedi vakte kadar susacağım böyle.


bir avuç güldeste

bilmediler güldeste’nin kıymetini

gençliğini, genç kızlığını,

çocukluğunu ayaklar altına aldılar.

tomurcuk bir gül olmayı düşlerken

düşlerini paspas altlarına süpürdüler.

bilmediler güldeste’nin kıymetini.

dört mevsim on iki ay

ellerini sonbahara sürgün ettiler…


"Ziyadesiyle sessiz bir insanım Mina, konuşacak bir şeylerim olmadığından değil, konuşmak istemediğimden sadece.
Öyle ki, sanal bir dünya da dijital bir karakter olarak konuşacak kadar bile mecalim yok inan.
Ben ölmeye geldim buraya, lakin önce sessizce yaşamalıyım. Anın tadını, kokusunu, nefesini hissede hissede…
Ben, biz, yani bu insanlar, hepimiz ne de gürültücüyüz böyle!
Doğal olanı duymaya çalışıyorum sadece, bunun için susuyorum Mina, ben kendimi çok dinledim; yorgunum özbenliğimden."

ilgililere not.

malumunuz arkadaşlarım ben şu anda ”vatani görevimi” yapmak üzere bir kaç aydır askerim.

-ve şöyle bir olay gerçekleşti dün sabah.

kendilerine -asker arkadaşlarım dediğim bir kaç vatan evladı görünümlü o.ç’ğunun- gündüz vakti fermuarlı cebimden uyurken cep telefonumu çalmaları üzerine burası ve burası dışındaki gerçek hayatımla anlık iletişimim bitmiş durumdadır. 

bundan dolayı blog’a bir kaç ay ara veriyorum. en azından artık iyice tiksindiğim bu yerden kurtulana kadar bir süre yazamayacağım sanırım. yakın arkadaşlarım bana nereden ve nasıl ulaşacaklarını biliyorlar zaten.

hoşçakalın, şimdiye kadar var olduğunuz için teşekkür ederim. arşivde okunacak çok şey var.


*

farzet ki ölümü düşledim bu gece,
bir jilet kesiği indirip sol bileğime
ince ince,
hüzzam bir keman taksimi gibi
kayıp gittim ellerinden öylece.
-acelen ne?- diye sorma.
farzet ki,
yine geç kalmıştım bir şeylere.


Run Lola Run… Bugün de yine dolap beygiri gibi döndüm durdum sevgili günlük

Run Lola Run… Bugün de yine dolap beygiri gibi döndüm durdum sevgili günlük


Sen gökyüzü hiç biter mi sandın?

Sen gökyüzü hiç biter mi sandın?


*

o kadar güzel ve masum kadınlar tanıyorum ki,
tertemiz bebek gibi gülen,
yerkürenin ilk sabahı asaletinde; berrak ve nazenin.

ve hiç aşık olmasınlar istiyorum.
biliyorum o andan sonra bir daha o kadar büyüleyici kalamayacaklar.
biliyorum, gördüm çünkü.
göre göre yaşlandım bir çoklarını.


*

beni unut,
karanfil dik saksılara;
kızılca kıyamet renginde.
bir türkü söyle ulu orta,
annemin merhametli elleri gibi.
*
beni unut.
sokakları adımla,
yetimlere inceden gülümse.
erken uyan sabahları;
fırından sıcak poğaça, simit.
bir de yanına demli çay iliştir.
kahvaltılarını unutma!
*
beni unut.
devam ediyor hayat nasılsa,
yaşamayı unutma!


*

saksıları da küllük yaptım sen gideli.
eve uğramaz, sokağımdan geçmez
oldum.
“bi değişik oldu” diyor komşular ardımdan,
aldırmıyorum hani hiç kimseye.
zaten bu semti hiç sevemezdim sen olmasan.
madem binip gittin, o istasyondan o tirene,
madem dönmeyi de getirmedim giderken usuna,
daha neyin derdindeyim ben böyle,
seni de alıp aklımın bir köşesine
bilet keseceğim senden çok daha uzak bir şehre.