navigation


*

ömrüm vurgun yeri
hatırlatmayın bana mualla’yı
gözleri hâlâ güzeldir elbet
bir başka şehrin herhangi bir sabahında
hatırlatmayın, olsun bitsin.


*

bir badem ağacına ısmarladım
kahvesini gözlerinin
olmadı, yaprakdökenim.


*

içimde bir ankara var

ne yana dönsem karanfil

ne yana dönsem

dumanaltı bir sakarya birahanesi

lakin, bir ankara var içimde

bilmez kimse içim çekiliyor


bu topraklar üzerinde yaşayıp kök salan, okuyan, okutan, doyan, doyuran bazı insanların içinde türklük geçen özel günlerde ve bayramlarda içten içten ya da dıştan gocunması var ki, kafayı yedirtmeye yeter. 

yok yani söyleyince de faşist oluyorsun, kafatasçı oluyorsun.

zoruna giden bulduğu ilk fırsatta ”siktirsin gitsin” bu toprak bütünlüğünün sınır çizgileri içinden. 


Teoman-Oğul (Ahmet Erhan şiiri)


Affet Beni Dünya

Bugün bütün iyi kalpliliğim üzerimde 
Cümle düşmanlarımı affettim 
Yediğim meyvalardan 
Kokladığım çiçeklerden af diliyorum 
Yerde yürürken gördüğüm 
Sebepsiz kanına girdiğim 
Zevk için öldürdüğüm 
Böceklerden af diliyorum 
Dağdan, topraktan, taştan 
Evlattan, akrabadan, arkadaştan 
Yağan yağmurdan, doğan güneşten 
Denizlerden, göklerden af diliyorum 
Yıllardır kahrımı çeken kadından 
Ondaki yaşamak ümidinden 
Baba evinden, ana sütünden 
Yediğim ekmeklerden af diliyorum 
Kadrini, kıymetini bilmediğim 
Hayali ile bahtiyar olmadığım 
Otuz yıl arayıp bulmadığım 
Geleceklerden af diliyorum 

-Ü. Yaşar Oğuzcan


*

kimse bilmez o kızı;
bir ben bilirim, nasıl da gülemez.
hoş siz de bilirsiniz ya,
ben bir başka bilirim.


*

olmasın isterdi
başında sevdası
ki taşı çatlatırdı beklemenin böylesi
bir de hiç büyümesin isterdi
küçük bir kızken
saksıdaki menekşesi,
menekşeler bilmezdi hem
büyüdükçe küçülmek de insanlığın getirisi.


bilirim ki vakit bu vakit değil; kırdığımız yerden kırılıyor, kırıldığımız yerden yarımcamış tomurcuklar filiz veriyoruz.


"ruhumuz acıyor matmazel, sevecen yanlarımızdan gömdüler canlı canlı, yarı belimize kadar toprağa."

Derdim Başka

Sanma ki derdim güneşten ötürü; 
Ne çıkar bahar geldiyse? 
Bademler çiçek açtıysa? 
Ucunda ölüm yok ya. 
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten 
Güneşle gelecek ölümden 
Ben ki her nisan bir yaş daha genç, 
Her bahar biraz daha aşığım; 
Korkar mıyım? 
Ah, dostum, derdim başka…

-O. Veli


öyle ki

ne vakit düşüyorsun aklıma

o vakit üçe katlanıyor kederim

-bu da nesi?- 

kahve fallarını kovalıyorum çaresiz gibi,

sırlı bir gümüş perdeye karşı

yedi vakte kadar susacağım böyle.


bir avuç güldeste

bilmediler güldeste’nin kıymetini

gençliğini, genç kızlığını,

çocukluğunu ayaklar altına aldılar.

tomurcuk bir gül olmayı düşlerken

düşlerini paspas altlarına süpürdüler.

bilmediler güldeste’nin kıymetini.

dört mevsim on iki ay

ellerini sonbahara sürgün ettiler…


"Ziyadesiyle sessiz bir insanım Mina, konuşacak bir şeylerim olmadığından değil, konuşmak istemediğimden sadece.
Öyle ki, sanal bir dünya da dijital bir karakter olarak konuşacak kadar bile mecalim yok inan.
Ben ölmeye geldim buraya, lakin önce sessizce yaşamalıyım. Anın tadını, kokusunu, nefesini hissede hissede…
Ben, biz, yani bu insanlar, hepimiz ne de gürültücüyüz böyle!
Doğal olanı duymaya çalışıyorum sadece, bunun için susuyorum Mina, ben kendimi çok dinledim; yorgunum özbenliğimden."

ilgililere not.

malumunuz arkadaşlarım ben şu anda ”vatani görevimi” yapmak üzere bir kaç aydır askerim.

-ve şöyle bir olay gerçekleşti dün sabah.

kendilerine -asker arkadaşlarım dediğim bir kaç vatan evladı görünümlü o.ç’ğunun- gündüz vakti fermuarlı cebimden uyurken cep telefonumu çalmaları üzerine burası ve burası dışındaki gerçek hayatımla anlık iletişimim bitmiş durumdadır. 

bundan dolayı blog’a bir kaç ay ara veriyorum. en azından artık iyice tiksindiğim bu yerden kurtulana kadar bir süre yazamayacağım sanırım. yakın arkadaşlarım bana nereden ve nasıl ulaşacaklarını biliyorlar zaten.

hoşçakalın, şimdiye kadar var olduğunuz için teşekkür ederim. arşivde okunacak çok şey var.