navigation


Çok şey

uykusuzayazilar:

Ne mi yapılır gülüşünle?

Martılara ekmek atılır,

çıplak ayak bir çocuğa iskarpin alınır.

Ya da gökkuşağına merdiven dayanır.

Ne mi yapılır gülüşünle?

Çok şey mesela.


Benimle aynı yaşta, ilk basım. Eski kitap sararmışlığı diye bir olay var, çok güzel.


karışıyor her şey birbirine
can cana
ten toprağa
efkâr sigaranın dumanına
karışıyor her şey


"satma geceye o güzel yüreğini
bir yanın hep güz kalır"

*

hey benim reyhan kokulu sevdalığım
bir yanımda yaşamak telaşı
bir yanımda akşamların hüzünkâr kızılı
usuma düştükçe yüzünün gurbet yanları
bir ince sus’a varırım ansızın


nasılda gülümserdin öyle
martı çığlığı düşmüş gibi yüzüne
acı acı, kederbaz bir hüzünle
(…)


sonra sen
koşardın çıplak ayak
bahçelerinde ömrümün
umarsızca ve pürneşe
güzüme baharı müjdeleyen kadınlığınla her gece


Çiçeğe durmuş ömrümüz. #foto

Çiçeğe durmuş ömrümüz. #foto


"Ölmüş olsan hissederim. Ölmüş olsam, hissederdin.
Hayatlarının belli dönemlerinde özel şeyler yaşayan insanlar birbirlerini hiç unutamazlar. Ama hatırlamak da istemezler…
Nereye varmak istiyorum bunu ben de bilmiyorum. Bu işte, o sus anlarının insanın dilinin bendine dayandığı zamanlardan."

Son sigara

Aşağıdaki kısa yazıda sana yaşamanın sırrını vermiyorum sevgili okur.

"Hava bir hayli yağmurludur. Cebinde bir kibritin son bir de sigaran kalmıştır. Bir saçağın altına güvercin misali tüneyip yakmışsındır ve avuç içinde yağmurdan sakına sakına içmeye başlamışsındır sigaranı, ama ne olduysa o bir anlık dalgınlıkta olmuştur. O saçağın kenarından düşen tek su damlası düşecek başka bir yer yokmuşçasına gelip senin son sigaranın üzerine damlayarak onu söndürmüştür…
İşte yaşamak her gün bu denli son sigaranı içiyormuşçasına her yudumda bir yanıyla tatlı bir zevk verirken, bir diğer yanıyla da paketteki sonuncu sigara olması sebebiyle içinde hüzün ve burukluk ihtiva eder.”
Bu gününüzü iyi saklayın, belki bir ikinci sigaranız olmayabilir ama, en azından son sigaranızı yağmuru izleyerek keyifle tüketebilmenin imkânı var elinizde”


Bulutlar gibi bazen

Bulutlar gibi bazen


Yazmak romantik bir eylem değildir sevgili okur. Bilâkis acı, hüzün, mutluluk gibi duyguların demlenerek ince belli bir bardakta okuyucuya sunumudur.
Satırlarda yağmurun yağışının affedilmeye sebep kılınması; ağlanılan günde ağlandığının bir başkası tarafından anlaşılmaması, içinde bulunulan durumun ezinç yükünü azaltmaya sebeptir.
Ya da yerli yersiz ölümün düşlenmesi, ki bir insan bir günde kerelerce kez düşler ölümün bin türlü şeklini. Kimi tiyatral, kimisi ise yalnız ve sade bir ölümü.
Bu blog ve bu satırlar çokçana ölüm gördü sevgili okur. Trafik kazasında kaybedilen bir eski nişanlı, eceliyle ölen bir babanın babası ve yine bir trafik kazasının alıp götürdüğü bir baba…
Bir kız; alıp başını giden ürkek bir kız, insanın kendine dilediği son bir şans belki de, bunca yıkıntının ve enkazın altından çıkmaya sebep “sesimi duyan var mı?” gibisinden bir deyiş.
Bazı şeyler olmayınca olmaz güzel okur. Ve bazı şeyler de olacağı varsa öyle ya da böyle olur.
Plastik duygularla yazılmaz. Zaten yazılmışlarsa da sabun köpüğü misali elinize alınca eriyip giderler.
Yani demem o ki, insan ve sahici duyguları var oldukça yazmakta olacak elbet.


"Bir gün intiharı düşlersem eğer, bu kesinlikle bir Mayıs ayına denk düşer inan."

yağmur yağıyordu
ve affetmişliğim bundandı seni


Zümrüt-ü Anka bahtlı kadın

ah, benim on dokuzuma denk kadın
İlkbaharın kırda buram buram tüten
taze çemen gibi ömrün
ne yan ne de yıkıl; yaşadım diye
ateşe verilmiş tarla misali bu sevdayı
ki unutma;
düşmek yangına ve dirilmesi küllerinden
farz kılınmıştır Zümrüt-ü Anka’ya
şimdi sen bu kül olmuşluğun
boz renkli karanlığından
çocuk seslerin haykırdığı gündoğumu türküleriyle
doğacaksın elbet; silindim derken bu yaşamak fotoğrafından